Anasayfa Kemalizm Tarihi Mekanlar Kültür Fotoğraf İletişim Blog www.kukrer.net
© www.kukrer.net 2012
Selçuklularda, dine dayalı bir siyasal iktidar kavramı olmadığı gibi, Osmanllılar’da da din ve devlet ileri ayrılmış gibiydi. Sadrazam devlet işleri ile ilgiliyken, Şeyhülislam din işleri ile ilgiliydi. Osmanlı padişahı halife ünvanını taşısada fetvalar Şeyhülislam’dan alınmak- taydı. Üstelik toprak düzeninden başlayarak, toplumsal yaşamın bir çok alanı dinsel hukuk dışında düzenlenmiştir. Atatürk’ün dinle ilgili görüşleri açıktır. “Hangi şey ki akla, mantığa, halkın menfaatlerine uygundur; biliniz ki o bizim dinimize de uygundur.  Eğer bizim dinimiz aklın, mantığın uyduğu bir din olmasaydı, mükemmel olmazdı, son din olmazdı.” Ataürk’e göre çağdaş insan, bilerek aklını kullanarak inanmalıydı. “Türkler dinlerinin ne olduğunu bilmiyorlar. Bunun için Kuran Türkçe olmalıdır. Türk Kuran’ın arkasından koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor. Benim maksatım, arkasından koştuğu kitapta ne olduğunu Türk anlasın. Atatrük laiklik anlayışını, kendi el yazısı ile kaleme aldığı Medeni Bilgiler kitabında, iki öğeye dayatıyordu: 1) Sadece din ile devlet işlerinin değil, dinin de siyasetten ayrılması. 2)  Yasaların dine göre değil, toplumun gereksinmelerine göre yapılması. Atatrük’ün “Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur” ve Yaşamda en gerçek yol gösterici bilimdir” özdeyişi de onun laikşlik anlayışının uzantılarıdır. (bkz. Ahmet Taner Kışlalı, Kemalizm Laiklik ve Demokrasi, syf. 36-40,İmge Kitabevi,8. Baskı,2007) Teokrasi ve Laisizm Dini esasların ve hiyararşinin egemen olduğu bir toplum düzenini ifade eden teokrasi (Theocratia) İslam öncesi Türklerin toplum düzeni içinde yer almıyordu. Bu nedenle teokrasi Türklere yabancıydı. İslam öncesi Türklerin dini olan Şamanizm ve onu yöneten şamlar toplum hayatında ön planda gelmiyordu. Bu nedenle Türk boylarında dini tassup (bağnazlık) yoktu. Bütün bunların en önemli sebebi, Türklerin devamlı cismani otorite ve kumanda isteyen savaşçı-göçebe hayatıydı. İslamdan sonra Türklerin büyük temasları Abbasilerle oldu. Selçuklular, Abbasiler’den şeriatı yani İslam hukukunu aldı. Ama Osmanlı- larda imamlar ve ibadet teşkilatı hep devletin emrinde ve nüfusu altında kaldılar. Yani Müslümanlık, Türklerin hayatına girdikten sonra Müslüma Türk devletleri yaı teokrat bir yapı içinde kaldı. Kadı, şeriat ve İslam hukuku ve fıkıh hiç bir zaman idareye tam hakim olamadı. Aksine idarenin emri altında kaldı. Halifelik bile Osmanlı devletinde belirli bir müessese değildi. Padişahlık vasfı daha ön plandaydı.  Halifenin dünya İslamlarının başı olduğu gibi bir durum, ancak çöküş devrinde ve ilk defa Küçük Kaynarca Antlaşması’nda (1774) Kırım Müslümanları dolayısıyla akla geldi. 1914 Birinci Dünya Savaşı çıkınca İstanbul’da halifenin bütün dünya Müslümanlarını kutsal savaşa davet eden fetvası ise İslam dünyası arasında hiç bir yankı uyandırmamıştı.
Devamı için