Anasayfa Kemalizm Tarihi Mekanlar Kültür Fotoğraf İletişim Blog www.kukrer.net
© www.kukrer.net 2012
Bu dönemde baskı rejimlerinde düşünülmesi bile olanaksız olan tek parti içinde ideolojik bir çoğulculuğa izin verilmesi dikkat çeken bir ayrıntıdır. Altı Ok’un bir ilkesi devletçilik olduğu halde daha sonraki yıllarda cumhurbaşkanlığı da yapan ancak görev süresince yanında taşıdığı bastonunun üzerindeki Demokrat Parti sembolü ile tarafsızlığını gölgeleyen Celal Bayar ve arkadaşları, parti içinde açıktan liberalizm yanlısı bir tutum takınabilmiş ve önemli görevlere gelebilmiştir. Atatürk, parti içinde oluşan bu muhalefeti de yeterli görmeyerek TBMM’ye bağımsız milletvekillerinin girebilmesini ve grup oluşturmalarını sağlamıştır. Ünlü Fransız siyaset bilimci Maurice Duverger, Kemalist tek parti yönetiminin mutlak baskı rejiminin geçerli olduğu toplumda demokrasinin gerektirdiği ortam ve koşulları hazırlamak, sonrasında tam bir demokrasiyi gerçekleştirmek amacına yönelik olduğu görüşündedir. Duverger, Kemazlimin demokrasi geleneği bulunmayan gelişmekte olan ülkeler için, demokrasiye hazırlamak ve geçiş yolunda en uygun ideoloji olduğunu savunmaktadır. Kemalist tek parti sisteminin görevi toplumu çoğulcu bir demokrasiye hazırlamaktı. Tek partili sistem, olayların zorlamasıyla doğmuş, ama sürekli değil sadece bir geçiş dönemi için öngörülmüştür. Partinin kapısının herkese açık olmasıyla daha çok bir kitle partisi görünümndedir. Kemalist devrimin bir ürününü olan 404 adet Halkevleri, 4000 adet Halkodaları ve Köy Enstitüleri sivil toplum örgütlenmesine dayalı katılımcı bir demokrasinin ve vatandaşlık bilincinin halk arasına yerleştirmede önemli bir rol oynamıştır. Kemalist Tek Parti Dönemi Demokrasi Değerlendirmesi Tarihsel olgu ve olaylar ancak kendi dönemlerinin koşulları içinde değerlendirildiğinde bir anlam taşırlar. Belirli zaman diliminde belirli bir toplumdaki yönetim biçimi de ancak iki türlü değerlendirilebilir: Ya aynı toplumda daha önce var olan yönetim biçimiyle ya da aynı zaman diliminde benzer koşullara sahip olan başka toplumların yönetim biçimleriyle karşılaştırarak. Hert iki durumda da, Kemalist Türkiye’nin oldukça demokratik sayılması gerektiği açıktır. Atatürk yönetiminin, kendisinden önceki Osmanlı rejiminde de, aynı dönemde ya da daha sonraları var olan benzer koşullardaki geri kalmış ülke rejimlerinden de çok daha demokratik olduğu tartışma bile götürmez. Tarihci Sina Akşin alışılmşın dışına çıkarak bir başka yaklaşım deniyor. Kemalist tek parti yönetimini, aynı dönemin Avrupa ülkelerinin yönetimleriyle karşılaştırıyor. Vardığı sonuç şudur: “Bugün demokrasimiz, Atatürk döneminin attığı, İnönü döneminin pekiştirdiği sağlam temeller sayesinde, Atatürk döneminden çok daha ileridedir. Ama Atatürk döneminde Avrupa ortalamasından daha ileriyken, 1945’ten beri o ortalamanın gerisindeyiz. Mutlak olarak ilerledik, ama Avrupa’ya göre geriledik.” TBMM’de muhalefetin etikin olarak kullanabildiği gücü, Hitler dönemi Almanya ve Avusturya’sını ter eden 142 bilim adamının Türkiye’ye gelmeyi tercih etmesi, hiç bir dış geziye çıkmamasına rağmen yabancı devlet adamlarının Atatürk’e gösterdiği ilgi kısa zamanda demokrasi yolunda alınan mesafenin büyüklüğünü göstermesi açısından önemlidir.   
Devamı için