Anasayfa Kemalizm Tarihi Mekanlar Kültür Fotoğraf İletişim Blog www.kukrer.net
© www.kukrer.net 2012
Böylece hem altyapı ve sanayi devlet eliyle kurulabilecek, hem de hakça bir paylaşım yapılacak ve ekonomik gücü kullanan bir sınıfın halkı ezmesine olanak verilmemiş olacaktı.    Atatürk, 1935 yılında İzmir fuarının açılış vesilesiyle, Kemalizmin devletçilik anlayışının liberalizm ve sosyalizmden farkını ortaya koymak gereğini duyuyor ve şöyle diyordu: “Türkiye’nin tatbik ettiği devletçilik, sosyalizm nazariyatçılarının ileri sürdüğü fikirlerden alınarak tercüme edilmiş bir sistem değildir. Bu, Türkiye’nin ihtiyaçlarından doğmuş, Türkiye’ye  has bir sistemdir. Devletçiliğin bizce manası şudur: Fertlerin hususi teşebbüslerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin bütün ihtiyaçlarını ve birçok yapılamayanları göz önünde tutarak, memleket iktisadiyatını devletin eline almasıdır... Devlet hususi teşebbüsle yapılmamış olan şeyleri bir an evvel yapmak istedi ve muaffak oldu. Bizim takip ettiğimiz bu yol, liberalizmden başka bir sistemdir.”     Atatürk bu düşüncesini başka bir konuşmasında daha da açacak ve şöyle diyecekti: “Dünyada iki mühim iktisadi ekol tatbik edilmektedir. Büyük harbin sonunda komünizm tatbik edilmektedir.  Büyük harbin sonunda komünizm tatbik edildi. Fakat halka vaadedilen şeyler aynen temin edilemedi. Ruslar bazı prensiplerinden geri döndüler. Bir devrime teşebbüs edip sonradan dönmek- tense ağır ağır ilerlemek en doğru yoldur. İkinci ekol liberalizmdir. Bu da eskimiştir. Bizim tatbik ettiğimiz ekol devletçiliktir. En ileri  iktisadi yol budur.”     Halk Partisi’nin 1935 programı ise, Kemalizmişn devletçilik anlayışına oldukça net bir çerçeve çizmiştir: “Özel çalışma ve faali- yeti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi gelişmişliğe eriştirmek için, mille- tin genel ve yüksek yararlarının gerektirdiği işlerde, özellikle iktisadi alanda devleti fiilen ilgilendirmek önemli esaslarımızdandır. İktisat işlerinde devletin fiilen yapıcılık olduğu kadar , özel girişimleri teşvik ve yapılanları düzenleme ve denetlemektir.”    Tek partinin genel sekreteri Recep Peker’in şu sözleri , yukarıdaki düşüncelere daha bir açıklık getirici niteliktedir: “Programımızda bütün üretim araçlarını devletleştiren, serbest ticaret ve mülkiyet tanımayan, serbest sermayenin çalışmasına müsaade etmeyen ve bütün iktisat faaliyetlerini benimseyen aşırı devletçilik fikirlerine yol açmayacak bir açıklık vardır... Ticaret faaliyetlerini serbest tutmakla beraber, yapılması lazım gelen işlerden şahsi teşebbüslerin başaramayacaklarını veyahut şahsi teşebbüse bırakmakta zarar tasavvur gördüklerini devlete yaptırmak yolunu takip ediyoruz.”    Kemalist devletçilik, hızlı bir ekonomikbüyümeyi sağlamak için devletin lokomotif görevini üstlenmesi anlamına geliyordu. Devlet ekonomiye yön verecek, kıt kaynakların akılcı kullanımını planlayacaktı. Devlet özel girişimcilerinin ilgilenmediği, başarılı olamadığı, ya da kamu yararıgördüğü alanlarda yatırım ve işletmeci,lik yapacaktı.    Genç Cumhuriyet, Osmanlı’dan ekonomik bir enkaz devralmıştı. Osmanlı’dan yeni devlete kalan dış borç tuıtarı, 1924 bütçesin- nin 7 katından fazlaydı. Atatürk yaşama gözlerini kapadığında ise, bu borcun devlet bütçesi içindeki yeri, yüzde yarımın bile altına düşmüştü. Savaş sonrasının Kemalist Türkiyesi bir yandan bu borçları ödedi, dış yardım almadı; öte yandan da, enflasyon- suz çok hızlı bir ekonomik kalkınma gerçekleştirdi. Türk lirasınıi Alman markından ve İngiliz sterlininden daha değerli bir konuma getirdi.    Kemalist Türkiye, devletçiliğin iki büyük yararını gördü: Bir yandan, özellikle altyapı ve sanayi yatırımları sayesinde, oldukça hızlı bir ekonomik büyüme gerçekleştirildi. Öte yandan, sanayileşmenin devlet eliyle oluşumu sayesinde, Türk işçisi Batı’daki
Devamı için