Anasayfa Kemalizm Tarihi Mekanlar Kültür Fotoğraf İletişim Blog www.kukrer.net
© www.kukrer.net 2012
         Uzaktaki yurtlarına  Turan adını vererek, bir bakıma “Turancılık” akımının başlatıcısı olanlar Macarlardır. 1910’da Kont Telaki Pal’ın başkanlığında kurulan Turan Derneği’nin Turan adlı yayın organının ön kapağı Macarca, arka kapağı eski yazı ile Türkçe yayınlanmıştır.           Gecikmiş Türk milliyetçiliği, kuışkusuz ki sadece dış etkenlerin dolaylı bir ürünü, bir tür tepki ideolojisi sayılamaz. Ali Engin Oba’nın da değindiği gibi, Türk ulusçuluğu, aynı zamanda “Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmak üzere olduğunun Türk aydınlarınca hissedilmeye başlandığı bir dönemde, bu çöküşü engellemek için aranan çarelerden biri olarak ortaya çıkmış”tır.           Kemalist ulusçuluk, işte bu birikimin, bu sürecin bir ürünüdür. Ama giderek Mustafa Kemal’in damgasını taşımış, kendine özgü bir nitelik kazanmıştır.           Kemalist ulusçuluk ilkesi, hangi gereksinmeyi ya da gereksinmeleri karşılıyordu?           Bağmsızlık ve çağdaşlaşmak !... Bağımsızlığını kazanamayan bir toplum, kendi iç dinamikleri ile gelişemezdi. Ne olanaklarının tümünü kendi gelişmesi için kullanabilir, ne de kendi çıkarflarını dış güçlerin çıkarlarının önüne geçirebilirdi. Öyleyse ilk aşama bağımsızlıktı. Atatürk bağımsızlığı sadece siyasal bağımsızlık olarak anlamıyor, tam bağımsızlığı savunuyordu. Ekonomik bağımsızlığına sahip olmayan bir toplum, siyasal açıdan da tam bağımsız olamazdı.           Şöyle diyordu :”Tam bağımsızlık denildiği zaman elbette siyasi, mali, iktisadi, askeri, kültürel ve benzeri her hususta bağımsızlık tam bağımsızlık ve serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağpımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından mahrumiyet demektir.”           Türk Kurtuluş Savaşı, Hindistan’dan Cezayir’e, hemen tüm esir ve tutsak halkların aydıları arasında heyecan yaratmış, bir umut ışığı olmuştur. Bu güçlü Batı’ya, emperyalist devletlere karşı kazanılan ilk bağımsızlık hareketiydi. Bu nedenle de, giderek “evrensel” bir önem kazandı. Atatürk, tüm sömürge durumundaki ülkelerin, kendi deyimiyle mazlum milletlerin birer birer bağımsızlıklarını kazanacağını çok önceden tahmin etmişti.          Kemalist ulusçuluk anlayışının dışa yönelik hedefi, “çağdaş uluslar topluluğunun eşit haklara sahip bir üyesi olmak”tı. Mustafa Kemal, nasıl kendi ulusu için eşitlik istiyorsa, tüm uluslar için de eşitliği savunuyordu. Saldırgan değil barışçı, başka ulusları egemenlik altına almaya değil özgürleştirmeye yönelik bir ulusçuluk anlayışına sahipti. “Biz kimsenin düşmanı değiliz, yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız” demekteydi.  O’na göre, Türk yurttaşı önce kendi ulusunun varlığı ve mutluluğu için çalışmalı; ama aynı zamanda, başka ulusların barış içinde gelişmesinden de yana olmalıydı. “Yurtta barış, dünyada barış” sözü Kemalist ulusçuluğunun özünü iyi yansıtıyordu.         Atatürk, insancıl ve evrensel bir ulusçuluk anlayışına sahipti. İnsanlığa şöyle bir gelecek vaadediyordu: “Sömürgecilik ve yayılmacılık yeryüzünden yok olacak ve yerlerine, uluslar arasında hiçbir renk, din, soy farkı gözetmeyen yeni bir uyum ve işbirliği çağı egemen olacaktır.”        Atatürk’ün ulusçuluk ve ulusalcılık anyalışını en özlü bir biçimde değerlendiren anlatım, Unesco’nun 1981’i Atatürk Yılı ilan eden kararında bulunabilir. Birleşmiş Milletlere üye 156 ülkenin oybirliği ile aldığı bu karada, Atatürk şöyle tanımlanıyordu: “Uluslararası anlayış ve barış yolunda çaba harcamış üstün bir kişi, olağanüstü bir devrimci, sömürgecilik ve emperyalizme karşı savaşan ilk lider, insan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, insanlar arasında hiçbir renk, din, ırk ayrımı gözetmeyen eşsiz bir devlet adamı...”
Devamı için